Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us
BORSADAN HİSSEYE - Blogcu - Sayfa 3 386872



BORSADAN HİSSEYE

HER AKŞAM SAAT 22:00'DAN İTİBAREN, BORSA-HİSSE VE SENETLER ÜZERİNE YORUMLARIM VE SİZLERDEN GELEN YORUMLARLA BİRLİKTE OLMAK DİLEĞİYLE...

Image Hosted by ImageShack.us

KULAKLARA KÜPELER

15/6/2008

1- Aklını kullan.
2- İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
3- Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma. Acı çeken sen olursun.
4- İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
5- Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
6- Güvenmediğin biriyle asla çıkma.
7- Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
8- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
9- Kimseye yalvarma.
10- Asla dönüp de arkana bakma.
11- Sır tutmasını bil.
12- Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. Onları asla sevgilin için satma.
13- Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı kendini üzme, sorun sen değilsin.
14- Kimsenin lafiyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
15- Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla göz yaşı için asla yumuşama.
16- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
17- Seni dinleyip anlama niyeti olmayanlarla tartışma.
18- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
19- Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır verme.
20- Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
21- Kendini öven insanlardan kaç.
22- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
23- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
24- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
25- Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üstüne sıçrar.
26- Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
27- Sen istemediğin sürece tanrı dışında kimsenin seni üzemeyeceğini aklından çıkarma.
28- Göz yaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
29- Sana bahşedilen zekâyı kullanmayarak tanrıya hakaret etme.
30- Senin zekâna inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
31- Kendini sev.
32- Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
33- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
34- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
35- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
36- Aşkta bile mantığına küsme. Kalbin doğru yolu bulacak içgüdüye sahip değil.
37- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
38- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
39- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
40- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.

ORGANİZASYON

15/6/2008

GÜÇ VE CESARET

15/6/2008

Güç ve cesaret
Emin olmak güç gerektirir,
kuşkulara sahip olmak cesaret gerektirir.

Bir yere ait olmak güç gerektirir,
öne çıkmak cesaret gerektirir.

Bir arkadaşının acısını paylaşmak güç gerektirir,
kendi acını hissetmek cesaret gerektirir.

Kendi acını saklamak güç gerektirir,
onu göstermek ve onunla başa çıkmak cesaret gerektirir.

Savunmaya geçmek güç gerektirir,
savunmayı bırakmak cesaret gerektirir.

Kazanmak güç gerektirir,
teslim olmak cesaret gerektirir.

Tek başına durmak güç gerektirir,
bir arkadaşa yaslanmak cesaret gerektirir.

Sevmek güç gerektirir,
sevilmek cesaret gerektirir.

Yaşamda kalmak güç gerektirir,
yaşamak cesaret gerektirir.

Her yaptığınız işte güç ve cesaret bulabilirsiniz
ve yaşamınız o zaman arkadaşlık ve sevgiyle dolabilir.

Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir.

Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi ya da almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü ...beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur.

Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin.

Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir.

Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi ya da almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü ...beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur.

Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin.

Adalet

13/6/2008


Bir Gun Hz: Musa Ibadetini Bitirdikten Sonra
Bir Agacin Altina Oturur. Hemen Yakinnindaki Cesmeyi Seyrederken
Atli Bir Savascinin Cesmeye Geldigini Gorur.
Savasci Su Icmek Icin Egildiginde Boynundaki
Altin Kesesi Islanmasin
Diye Cikarir Cesme Basina Birakir.
Suyunu Ictikten Sonra Altin Kesesini Unutur
Ve Yoluna Devem Eder.
Hemen Arkasindan Hoplaya Ziplaya Bir
Cocuk Gelir.tam Su Icecekken Altin
Kesesin Fark Eder Ve Hic Dusunmeden
Alir.ve
Alir Ve Uzaklasir.
Cocugun Arkasindan Cok Yasli Bir
Ihtiyar Inleyerek
Su Icmeye Gelir. Bu Arada Altin Kesesini Su Basinda Unutan
Savasci Keseyi
Almak Icin Cesmeye Dogru Yaklasir.
Fakat Cesme
Basinda Hic Bir Sey Bulamaz Yanindaki
Yasli Adamin Bogazina
Sarilir Ve Altin Kesesini
Vermesini Ister
Ihtiyar Ne Kadar Ben Almadim Dese De
Savasciyi Ikna Edemez.
Iyice Sinirlenen Savasci Kilicini Ceker Ve
Yasli Adami Orcikta Oldurur.
Olan Biteni Goren Musa ''ey Rabbim Bu
Nasil Bir Adalettir''der Ben Hic
Bir Sey Bilmiyiyorum. Senin Isine Sual Olmaz Ama
Ben Anlamadim Der.
Bu Isyana Benzer Aciklikta Ki Sozlere
Karsilik Rab Soyle Seslenir.
''ey Musa Ben Sana
Benim Islerimi Anlayacak
Kadar Akil Vermedim Ki
Sen Benim Hakkimda Yorum Yapiyorsun.
Ama Kalbinin Yatismasi Icin Gercek
Şudur.
Savasci O Kucuk Cocugun Babasinin
Malini Yagmalamisti.
Olen Ihtiyar Ise Gencliginde Cok Guclu Bir
Adamdi
Ama Bir Hic Ugruna
Bir Koyluyu Oldurmustu. O Ihtiyari Olduren
Savasci Iste O Koylunun
Ogludur''

Ey Benim Gafil Kulum Simdi Tovbe Et Cunki
Benim Adaletim Iste Bu Kadar Aciktir.

DOGRULUK BUYUK BIR ERDEMDIR...On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadakievlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilksaatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yemtakıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş,daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğinihissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığıçekişini hayranlıkla izledi.Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğüen büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatlerkalmıştı.Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışılparlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Avyasağının bitmesine daha iki saat vardı.Önce balığa, sonra oğluna baktı."Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum," dedi."Baba!" diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle."Başka balıklar da var," dedi babası."Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!" dedi çocuk.Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasınınyüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimseninnebalığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasınınsesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularınabıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New YorkCity'nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunuve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.

Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözününönüne getirir.Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğukonusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerinuygulanabilmesidir.Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet,küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğruolanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmişolurduk.Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zamanyitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabaraanlatırız.Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.ÇOCUGUNU ÖYLE KARSILA KI;eve geldigi zaman, en güzel yere geldigini hissetsin....ESINI ÖYLE KARSILA KI;yanina geldigi zaman, en dogru insana kavustugunu hissetsin....ANNENI ÖYLE KARSILA KI;dogumundaki agrilari lezzetle takas etsin...BABANI ÖYLE KARSILA KI;ömür boyu bir baska evlada imrenmesin...FAKIRI ÖYLE KARSILA KI;ona serdiginden büyük, bir dua sofrasi sersin....ZENGINI ÖYLE KARSILA KI;Senin gönlünü gördügünde, kendi gönlünün fakirliginden kahretsin.....

İyi kalpli yalnız bir adam bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı. Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebeğine hayran, bırakamaz onu bir türlü. Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır. Ama adam bilir ki "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir." Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiçbir meltem, hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta! Böylece kelebek şunu anlar; "Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir." Böylece adam şunu anlar: "Hiçbir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız." O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar. Ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki "Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir." Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine. Herkes bir şeyler yaşar; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış. Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yol verir, aynı zamanda düşüncelerine de...
BIRAK SEVGİ SENİ BULSUN!

SABIR

11/6/2008

Öğrenmek için zaman gerekir,
sabır gerekir,
ustaları izlemek gerekir.
Dünya hızlandıkca zaman kısalabilir,
ama öğrenmenin esası değişmez.

Çin’de ve Hint diyarlarında yüzyıllardır anlatılan bir hikâyede konu, öğrenmenin değişmeyen esasıdır...

Genç bir adam, değerli taşlara ilgi duyarmış ve mücevher ustası olmaya karar vermiş.
”Bu mesleği yapacaksam, iyi bir mücevher ustası olmalıyım,” diye düşünmüş ve ülkedeki en iyi mücevher ustasını aramaya başlamış.

Sonunda bulmuş; yanına varmış, bir süre bekledikten sonra usta tarafından kabul edilmiş.
”Anlat, dinliyorum,” demiş usta. Genç adam anlatmaya başlamış, taşlara ilgi duyduğunu ve iyi bir mücevher ustası olmaya karar verdiğini heyecanla anlatmış.

Yaşlı usta sesini çıkarmadan genç adamı dinlemiş, sözleri bitince de ona bir taş uzatmış,
”Bu bir yeşim taşıdır,” dedikten sonra genç adamın avucuna taşı bırakmış ve avucunu kapatmış. “Avucunu aynen böyle kapalı tut ve bir yıl boyunca hiç açma. Bir yıl sonra tekrar gel. Haydi şimdi güle güle,” demiş ve şaşkın genç adamı öylece bırakıp kalkmış, odadan çıkmış.

Genç adam evine dönmüş, kendisini merakla bekleyen annesiyle babasına neler olduğunu anlatmış. Anlattıkça da kendisine çok anlamsız gelen bu hareketi ve soğuk konuşması nedeniyle kızdığı ustaya olan öfkesi artıyormuş.

Günler geçmeye başlamış. Genç adam sürekli söyleniyor, ama avucunu hiç açmıyormuş.
”Nasıl böyle budalaca bir şey yapmamı ister? Bir de ülkenin en iyi mücevher ustası olacak. Bu saçmalığa bir yıl boyunca nasıl katlanacağım, böyle bir eziyetle nasıl yaşarım?
Bu ne biçim ustalık. Ustalık kaprisi yapacaksa, bari başından yapmasaydı.”
Devamlı söyleniyor, her önüne gelene ustadan yakınıyor, ama avucunu hiç açmıyormuş. Avucu kapalı uyuyor, bütün işlerini diğer eliyle yapıyormuş. Ve bu duruma da giderek alışmaya, diğer elini çok rahat kullanmaya başlamış.
Uyurken de yanlışlıkla avucu açılıp taş düşmesin diye hep yarı uyanık uyuyormuş.
Böylece bir yıl geçmiş, her günü zorluklarla dolu, her gecesi de yarım uykuyla yaşanmış bir yılı tamamlanmış.

Ve o gün gelmiş.

Genç adam tam bir yıl sonra, büyük ustanın karşısına çıkmış. Usta bir süre beklettikten sonra yanına gelince, genç adam ne kadar saçma bulursa bulsun, bu sınavı başarıyla tamamlamış olmanın verdiği gururla elini uzatmış, avucunu açmış.

“İşte taşın,” demiş.
”Bir yıl boyunca avucumda taşıdım, şimdi ne yapacağım?”

Yaşlı usta sakin bir sesle cevap vermiş:
”Şimdi sana bir baska taş vereceğim, onu da aynı şekilde bir yıl boyunca avucunda taşıyacaksın.”

Bu söz üzerine genç adam bütün sükunetini kaybetmiş, bağırıp çağırmaya başlamış. Yaşlı ustayı bunaklıkla, delilikle suçlamış, mücevher ustalığını öğrenmek için gelen genç bir insana böyle eziyet ettiği için, hasta olduğunu bağıra çağıra söylemiş.

Genç adam bağırıp çağırırken, yaşlı usta ona hissettirmeden bir taşı avucuna sıkıştırmış. Öfkeden yüzü kıpkırmızı genç adam, bir yandan bağırıp çağırırken avucundaki taşı hissetmiş. Durmuş, taşı biraz daha sıkmış ve heyecanla konuşmuş:

”Bu taş, yeşim taşı değil usta!..”

Emin misin?

10/6/2008


Yağmurun bir gün dinmeyeceğinden,
hiç bitmez görünen hayat ırmağının bir gün kurumayacağından, seni alıp diyardan diyara gezdiren rüzgârın duruvermeyeceğinden
emin misin ?

Hep atan yüreğinin duruvermeyeceğinden,
gören gözünün hep göreceğinden,
duyan kulağının hep duyacağından
emin misin ?

“Ben olmazsam olmaz” dediğiniz işlerin asla sensiz yapılamayacağından,
sen olmazsan dünyanın duruvereceğinden,
seslendiğinde titrettiğini sandığın şu dağların hep emrinde olacağından
emin misin ?

Sana uzanan ellerin hep yanında olacağından,
yüreğini verdiklerinin bir gün sırtlarını dönüp gitmeyeceğinden
emin misin?

Boynuzsuz koyunun, boynuzlu koyundan hakkını alacağı günde;
balıklardan kuşlara, ağaçlardan güneşe, üzerindeki mesajları okuyup anlamadığın yaratılmışların senden şikâyetçi olmayacağından
emin misin?

Sana hep açık duran ilahî kapıların bir gün kapanmayacağından ve şaşırıp kalmayacağından
emin misin ?

Karanlığın içinde kaybolup giden çığlıkları duyabildiğinden, yüreğindeki ışıktan başkalarına da verebildiginden
emin misin ?

Güzel bir hayat yaşadığından, yapabileceğin herşeyi yaptığından
emin misin?

Bütün bunlar için bir kere daha fırsatın olacağından sahiden
emin misin ?