Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us
RESIMLER - BORSADAN HİSSEYE - Blogcu 386872



BORSADAN HİSSEYE

HER AKŞAM SAAT 22:00'DAN İTİBAREN, BORSA-HİSSE VE SENETLER ÜZERİNE YORUMLARIM VE SİZLERDEN GELEN YORUMLARLA BİRLİKTE OLMAK DİLEĞİYLE...

Image Hosted by ImageShack.us

Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine davet etti. Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi: ‘’Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz’’ dedi. Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: ‘’Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginlik’tir’’ dedi. ‘’Bu yanımda oturan arkadaşımın adı Başarı, benim adım ise Sevgi’dir.”

Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu: “Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın” dedi. “İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin, sonra gelin kararınızı bize bildirin.’’

Kadın Sevgi’nin önerisini eşine anlattığında adam “Aman ne güzel, ne güzel” dedi. “Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik’i davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur.”

Eşinin kararına itiraz etti kadın: “Başarı’yı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş olmaz mıyız, kocacığım?” dedi. Sonra tekrar baş başa verdiler. “Aslında galiba en iyisi Sevgi’yi davet etmek. Hem ona yardımcı olmak bize de mutluluk verecek...” kararını verdiler.

Bu karar üzerine kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu: “İçinizde hanginiz Sevgi idi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun...”

Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı. Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevgi’nin arkasından eve doğru yürümeye başladılar. Kadın büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik ile Başarı’ya sordu: “Siz niçin geliyorsunuz? Hani sadece biriniz gelebilirdi?” dedi.

Kadının sorusuna, üç yaşlı birlikte cevap verdiler: “Eğer içimizden yalnızca Zenginlik veya Başarı’yı davet etmiş olsaydınız, diğer ikimiz dışarıda bekleyecektik...” dediler. “Fakat siz Sevgi’yi davet etttiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize.’’ Ve kadının ‘’Niçin?’’ diye sormasını beklemeden, Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler:

“Çünkü Sevgi’nin olduğu her yerde, biz zenginlik ve başarı da her zaman onun yanında oluruz...”

Her şeyde bir hayır vardır
Sultan Murad Han o gün bir ‘hoş’tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vaz geçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah...
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Anlaşılan o ki, Padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar:

- Kimdir bu?
- Aman hocam hiç bulaşma, derler.
- Ayyaşın sarhoşun biri işte!
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz...

Bir başkası tafsilâta girer:
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplarçarsısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine..

Hele yaşlının biri çok öfkelidir:
- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada! Tam Vezir de toparlanıyordur ki, Padişah keser yolunu:
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan bir kaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, Vezir’in de keza...
Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar.
Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara Vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?
- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir, cüzüne, tesbihine döner. Padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Kadın eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helâya!
- Niye?
- Gençler içmesin diye...
- Hayret...
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara...
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya... Hatta bir gün; “Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada...”
- Doğru, öyle ya?
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra; “Allah büyüktür hatun, dedi. Hem Padişah’ın işi ne?”

Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir.

Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi ya da almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü ...beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur.

Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin.

Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir.

Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi ya da almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü ...beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur.

Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin.

Adalet

13/6/2008


Bir Gun Hz: Musa Ibadetini Bitirdikten Sonra
Bir Agacin Altina Oturur. Hemen Yakinnindaki Cesmeyi Seyrederken
Atli Bir Savascinin Cesmeye Geldigini Gorur.
Savasci Su Icmek Icin Egildiginde Boynundaki
Altin Kesesi Islanmasin
Diye Cikarir Cesme Basina Birakir.
Suyunu Ictikten Sonra Altin Kesesini Unutur
Ve Yoluna Devem Eder.
Hemen Arkasindan Hoplaya Ziplaya Bir
Cocuk Gelir.tam Su Icecekken Altin
Kesesin Fark Eder Ve Hic Dusunmeden
Alir.ve
Alir Ve Uzaklasir.
Cocugun Arkasindan Cok Yasli Bir
Ihtiyar Inleyerek
Su Icmeye Gelir. Bu Arada Altin Kesesini Su Basinda Unutan
Savasci Keseyi
Almak Icin Cesmeye Dogru Yaklasir.
Fakat Cesme
Basinda Hic Bir Sey Bulamaz Yanindaki
Yasli Adamin Bogazina
Sarilir Ve Altin Kesesini
Vermesini Ister
Ihtiyar Ne Kadar Ben Almadim Dese De
Savasciyi Ikna Edemez.
Iyice Sinirlenen Savasci Kilicini Ceker Ve
Yasli Adami Orcikta Oldurur.
Olan Biteni Goren Musa ''ey Rabbim Bu
Nasil Bir Adalettir''der Ben Hic
Bir Sey Bilmiyiyorum. Senin Isine Sual Olmaz Ama
Ben Anlamadim Der.
Bu Isyana Benzer Aciklikta Ki Sozlere
Karsilik Rab Soyle Seslenir.
''ey Musa Ben Sana
Benim Islerimi Anlayacak
Kadar Akil Vermedim Ki
Sen Benim Hakkimda Yorum Yapiyorsun.
Ama Kalbinin Yatismasi Icin Gercek
Şudur.
Savasci O Kucuk Cocugun Babasinin
Malini Yagmalamisti.
Olen Ihtiyar Ise Gencliginde Cok Guclu Bir
Adamdi
Ama Bir Hic Ugruna
Bir Koyluyu Oldurmustu. O Ihtiyari Olduren
Savasci Iste O Koylunun
Ogludur''

Ey Benim Gafil Kulum Simdi Tovbe Et Cunki
Benim Adaletim Iste Bu Kadar Aciktir.