Image Hosted by ImageShack.us


Image Hosted by ImageShack.us
EĞLENCE - BORSADAN HİSSEYE - Blogcu 386872



BORSADAN HİSSEYE

HER AKŞAM SAAT 22:00'DAN İTİBAREN, BORSA-HİSSE VE SENETLER ÜZERİNE YORUMLARIM VE SİZLERDEN GELEN YORUMLARLA BİRLİKTE OLMAK DİLEĞİYLE...

Image Hosted by ImageShack.us

Oniki yaşındaki oğlan ondört yaşındaki amcaoğluna soruyor: - Abi ablam nişanlanıyor biliyorsun... 

- Yaz sonu nikah varmış, bizim evde de konuşuyorlardı. 

- Ben sana bir şey sormak istiyorum... 

- Söyle... 

- Bu nişan dedikleri ne? Evde sordum, 'Eh evlenecekler işte' diyorlar ama nişanlanınca ne oluyor, onu anlayabilmiş değilim. 

- Hıııım... Zor soru, bak ben sana bir örnekle anlatayım... 

- Dinliyorum. 

- Diyelim ki Şubat'ta yarıyıl karnesini aldın, hepsini pekiyi getirdin. Sana bir bisiklet alıyorlar ve 'Haziran'da bütün dersleri pekiyi getir, sınıfı geç, bu bisiklet senin' diyorlar. İşte Şubat ile Haziran arasındaki o süre var ya, bisiklet senin ama binemiyorsun; o süreye 'nişanlılık dönemi' deniyor. 

- Haa şimdi anladım, bisikletin var, evde duruyor; sen ona bakıyorsun o sana bakıyor; ama binemiyorsun ta ki sınıfı geçene kadar. Peki dokunmaya izin var mı? 

- Vallahi onu ben de tam bilemiyorum; binmek kesinkes yasak da, galiba ziliyle oynayabiliyorsun!.. 


Çoğu zaman pek çok şeyi çocuklardan öğreniriz. Vaktiyle bir arkadaşım, 3 yaşındaki kızını, bir rulo altın renkli kaplama kağıdını ziyan ettiği için cezalandırmıştı. Durumları iyi değildi ve kızının kağıtları, Noel ağacının altına koyacağı bir kutuyu süslemeye harcaması onu çok sinirlendirmişti. Buna rağmen, küçük kız, ertesi sabah beceriksizce kapladığı hediye kutusunu babasına getirdi ve “Bu senin için babacığım” dedi.

Arkadaşım, gösterdiği tepki için kendini suçlu hissetti, ama kutunun boş olduğunu görünce için için sinirlenmekten de kendini alamadı. Kızına bağırdı:
”Birine bir hediye paketi verdiğin zaman içinin dolu olması gerektiğini bilmiyor musun?”

Küçük kız babasına yaşlı gözlerle baktı ve şöyle dedi:
”Ama babacığım, kutu boş değil ki. Ben kutunun içine öpücüklerimi üflemiştim... Hepsi senin için babacığım...”

Babanın içi paramparça olmuştu. Kızını kucakladı ve onu affetmesi için yalvardı. Arkadaşım bu altın renkli kutuyu yatağının başucunda yıllarca sakladığını anlattı bana. Ne zaman cesaretini kaybetse, kutunun içinden hayali bir öpücük çıkarıyor ve onu oraya koyan çocuğunun sevgisini hatırlıyordu.

Gerçek anlamda bakmak gerekirse, her birimiz arkadaşlarımız ve ailelerimiz tarafından bize sunulan karşılıksız sevgi ve öpücüklerle dolu altın renkli kutulara sahibiz. Dünyada sahip olabileceğimiz daha değerli bir şey olamaz.

Hayata iyi bakın...

3 HİKAYE 3 DERS

27/6/2008

Ders 1.


Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da dusunu almis olarak kabinden çikmaktadir ki, kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri asagi iner ve kapiyi açar.   Gelen esinin arkadasi  x'tir.

Kadin daha selam veremeden x 'havlunuzu üzerinizden yere düsürürseniz size aninda 300 Euro veririm' der. Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun dügümünü açarak havlunun düsmesini saglar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:


'Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal' der.
Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi heyecan ve alacagi para ile yapabileceklerinin anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul eder.


Yasamis oldugu olayin ve kisacik bir süre içerisinde edinmis oldugu ufak servetin heyecaniyla merdivenleri yukari çikarak banyoya geri döner. Hala dusta olan esi ona kimin geldigini sorar.

 
'Arkadasin x' diye cevap verir kadin.
'Çok iyi, ona borç verdigim 800 Euro'yu getirecegini söylemisti, onu getirdi o zaman.'

1. hikayeden çikartilacak ders :
Eger bir ekipte çalisiyorsaniz bilgiyi saklamayin, paylasin. Karar mekanizmasinda belirleyici olabilir. Böylece yanlis anlasilmalarin ve disariya karsi kötü duruma düsmenin önüne geçebilirsiniz.


Ders 2 :
 
Aracinin direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracini durdurur ve kiliseye  kadar onunla gelmek isteyip istemedigini sorar. Kadin arabaya biner ve bacak bacak üstüne attiginda bacaklarinin güzelligi ortaya çikar. Rahibin gözü kayar ve bakayim derken kisa bir süre için aracin kontrolünü kaybeder. Araci tekrar kontrol altina aldiktan sonra sag elini rahibenin bacagi üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve söyle der :
 
'Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?'
Utançtan kipkirmizi olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini siralar. Bir müddet sonra akli tekrar karisir ve rahibenin bacagina tekrar dokunur vites degistirme bahanesiyle ve rahibe ayni soru ile karsilik verir :

 
'Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?'
Utancindan yine kizaran rahip elini çeker ve 'afedersin kardesim, insanoglu zayif düsebiliyor' der.
Kiliseye vardiklarinda rahibe arabadan iner ve tek kelime söylemeksizin, ancak çok manali bir bakis firlatarak kaybolur. Rahip aceleyle içeriye kosturur ve bir Incil alarak 129. ayeti açar okumak
için 129. ayet söyle demektedir :

 
Ileriye gidiniz, daha yukarlarda arayiniz. Orada güzellikler bulacaksiniz.
2. hikayeden çikartilacak ders :
Görev alaninizla ilgili her zaman bilgili olun, aksi taktirde firsatlari kaçirabilirsiniz.


Ders 3.


Pazarlamaci, sef sekreter ve Patron bir öglen paydosunda lokantaya dogru yürümektedirler. Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir lamba bulurlar. Lambayi ovarlar ve gerçekten de lambadan cin
çikar.


'Aslinda kisiye 3 dilek hakki veriyorum ama sizler üç kisi oldugunuz için hepinizin birer dilegini gerçek yapacagim' der cin.


Sef sekreter arsizca atilarak 'önce ben' diyerek siranin önüne yerlesir.

 
'Bahamalarda, muhtesem bir sahilde tatil yapmak istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert hayatima girmesin' diye dilegini ifade eder. Ve hoop, ortadan kaybolur.

Simdi de pazarlamaci atilir ve 'simdi sira bende' der.


'Hayallerimdeki kadinla Tahiti sahillerinde Pina Colada içmek istiyorum' der ve hoop, o da ortadan kaybolur.


'Simdi sira sende' der cin digerlerinin patronuna.

'Ikisini de ögleden sonra islerinin basinda görmek istiyorum' der patron.
3. hikayeden çikartilacak ders :
Üstünüz olan birinin her zaman için önce konusmasina izin verin.

 

ÖĞRENDİM .....

19/6/2008

İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.
Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak.
Gerisi onlara kalmış...

İnsanları ne kadar düşünürsen düşün,
Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.
Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.

Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil,
Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.

İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini,
Ondan sonra alışıldığını öğrendim.
Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil,
Kendi en iyi yaptıklarımı kıstas almam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim.

Her ne kadar ince kesersen kes,
Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.
Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,
Belki bunun onu son defa görüşün olabileceğini öğrendim.

Her ne kadar onu çok düşünsen de,
Yine de gidebileceğini öğrendim
Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun,
Yapanlar olduğunu öğrendim.

İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.

Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim.

Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile büyüdüğünü öğrendim.
Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,
Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.
Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini
Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.

Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.

Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,
Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.

Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini,
Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.

İki kişinin tartışmasının, birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.
Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini.
Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.

İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile
Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim

Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin,
Sonuçları önemsemediklerini öğrendim.
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.

Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında,
Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.
Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
En fazla önemsediğim kişilerin, benden hep uzaklaştırıldıklarını öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin
Çok zor olduğunu öğrendim.

Sevmeyi,
Ve sevilmeyi öğrendim...
Öğrendim...

Çok ama çok değişik suratlar, ifadeler göreceksiniz.
Bunların arasından birilerini seçin kendinize;
konuşmak, arkadaş olmak, beraber çalışmak veya herhangi bir vakti paylaşmak istediklerinizi...
Kim onlar? Nasıl görünenler, tercih ettikleriniz?

Mutlu olmak bir tercih.
Mutlu görünenler aptal değil...
Mutlu görünenler umursamaz, vurdumduymaz değil...
Üstelik mutlu görünenler de etten kemikten yaratılmıştır; başları, dişleri ağrıyor...
Öksürüyor, hapşırıyor... Batıyor, çıkıyor, taksit ödüyor.
Onlar da kira veriyor, onlar da maaşını yetiştirmeye çalışıyor, okula çocuk gönderiyor, yağmura yakalanıyor, ıslanıyor, üşüyor, acıkıyor, susuyor.
Mutlu görünenler de vergi ödüyor...

Mutlu görünenler de öleceğini biliyor...
Mutlu olmayı seçenleri, problemlerin mutlu ettiğini zannetmek saçma olur, değil mi?
Mutlu olmayı seçen insanlar,
yaşamak zorunda kaldıkları sıkıntıların arasında da
tavırlarını kontrol edebilmeyi bilen...
Mutlu olmanın yolunu bulan insanlar.
Bilen insanlar.

Yolunu kime sorarsın yabancı bir mahallede; küfreder gibi bakan birine mi, boğazına atlayacak gibi duran birine mi?
Suratlardaki tebessümler, pencerelerdeki çiçekler gibi...
Mutlu insanlar, tercih edilen insanlar;
mutlu olmayı tercih ettikleri için...
Mutlu insanlar yarınları olan insanlar:
Çünkü onlar yarınlara gülen insanlar...
Mutlu insanlar sevmeyi bilen insanlar.
İnsanları seven insanlar...
Çocukları, çiçekleri seven insanlar.
Çevresini ve kendisini seven insanlar.
Mutlu insanlar temiz giyinen, temiz yiyen, temiz düşünen insanlar.

Nasıl bir insanla çalışmak istersin?
Nasıl bir insanla konuşmak istersin?
Nasıl bir insanla hayatını paylaşmak istersin?
Bunca asık suratlı, karamsar kalabalığa mutlu olmayı seçen bir kişi daha katılsın ister misin?

Mutlu olmayı tercih et.
O zaman
”Mutlu olmayı tercih etmiş olan”
diğer insanlar gelip bulacak seni.

Denemeye değer!

Aşkın bir adı hüzünse, öbür adı mutluluktur.
Yarısı zorluksa, diğer yarısı rahat bir soluktur.

Bir gün yüreğin kanadığında, biri ağlar ise “O” gerçek dostundur.
Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın.
Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.

Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla başlar.
En uzun yolculuklar bir adımla başlar.
Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.

Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa, bırak kendi değeriyle kalsın.

Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.

Gülü öyle bir sevmelisin ki, soranlara “dikeni yok” diyebilmelisin.

Dal rüzgarı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere.

İnsanları çılgına çeviren şey; bugünün deneyimi değil, dün olan bir şey için pişmanlık duymak ve yarının getireceklerinden korku duymaktır.

Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

Dostlar ırmak gibidir: Kimi zaman suyu az, kimileyin çok... Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya.

Hayatın en güzel anı her şeyden vazgeçtiğiniz zaman sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır.

Karamsar olmak zor değil. Zor olan çılgın bir fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.

ADALET

15/6/2008

Adalet


Bir Gun Hz: Musa Ibadetini Bitirdikten Sonra
Bir Agacin Altina Oturur. Hemen Yakinnindaki Cesmeyi Seyrederken
Atli Bir Savascinin Cesmeye Geldigini Gorur.
Savasci Su Icmek Icin Egildiginde Boynundaki
Altin Kesesi Islanmasin
Diye Cikarir Cesme Basina Birakir.
Suyunu Ictikten Sonra Altin Kesesini Unutur
Ve Yoluna Devem Eder.
Hemen Arkasindan Hoplaya Ziplaya Bir
Cocuk Gelir.tam Su Icecekken Altin
Kesesin Fark Eder Ve Hic Dusunmeden
Alir.ve
Alir Ve Uzaklasir.
Cocugun Arkasindan Cok Yasli Bir
Ihtiyar Inleyerek
Su Icmeye Gelir. Bu Arada Altin Kesesini Su Basinda Unutan
Savasci Keseyi
Almak Icin Cesmeye Dogru Yaklasir.
Fakat Cesme
Basinda Hic Bir Sey Bulamaz Yanindaki
Yasli Adamin Bogazina
Sarilir Ve Altin Kesesini
Vermesini Ister
Ihtiyar Ne Kadar Ben Almadim Dese De
Savasciyi Ikna Edemez.
Iyice Sinirlenen Savasci Kilicini Ceker Ve
Yasli Adami Orcikta Oldurur.
Olan Biteni Goren Musa ''ey Rabbim Bu
Nasil Bir Adalettir''der Ben Hic
Bir Sey Bilmiyiyorum. Senin Isine Sual Olmaz Ama
Ben Anlamadim Der.
Bu Isyana Benzer Aciklikta Ki Sozlere
Karsilik Rab Soyle Seslenir.
''ey Musa Ben Sana
Benim Islerimi Anlayacak
Kadar Akil Vermedim Ki
Sen Benim Hakkimda Yorum Yapiyorsun.
Ama Kalbinin Yatismasi Icin Gercek
Şudur.
Savasci O Kucuk Cocugun Babasinin
Malini Yagmalamisti.
Olen Ihtiyar Ise Gencliginde Cok Guclu Bir
Adamdi
Ama Bir Hic Ugruna
Bir Koyluyu Oldurmustu. O Ihtiyari Olduren
Savasci Iste O Koylunun
Ogludur''

Ey Benim Gafil Kulum Simdi Tovbe Et Cunki
Benim Adaletim Iste Bu Kadar Aciktir.

ORGANİZASYON

15/6/2008

GÜÇ VE CESARET

15/6/2008

Güç ve cesaret
Emin olmak güç gerektirir,
kuşkulara sahip olmak cesaret gerektirir.

Bir yere ait olmak güç gerektirir,
öne çıkmak cesaret gerektirir.

Bir arkadaşının acısını paylaşmak güç gerektirir,
kendi acını hissetmek cesaret gerektirir.

Kendi acını saklamak güç gerektirir,
onu göstermek ve onunla başa çıkmak cesaret gerektirir.

Savunmaya geçmek güç gerektirir,
savunmayı bırakmak cesaret gerektirir.

Kazanmak güç gerektirir,
teslim olmak cesaret gerektirir.

Tek başına durmak güç gerektirir,
bir arkadaşa yaslanmak cesaret gerektirir.

Sevmek güç gerektirir,
sevilmek cesaret gerektirir.

Yaşamda kalmak güç gerektirir,
yaşamak cesaret gerektirir.

Her yaptığınız işte güç ve cesaret bulabilirsiniz
ve yaşamınız o zaman arkadaşlık ve sevgiyle dolabilir.

DOGRULUK BUYUK BIR ERDEMDIR...On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadakievlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilksaatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yemtakıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş,daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğinihissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığıçekişini hayranlıkla izledi.Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğüen büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatlerkalmıştı.Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışılparlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Avyasağının bitmesine daha iki saat vardı.Önce balığa, sonra oğluna baktı."Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum," dedi."Baba!" diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle."Başka balıklar da var," dedi babası."Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!" dedi çocuk.Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasınınyüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimseninnebalığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasınınsesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularınabıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New YorkCity'nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunuve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.

Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözününönüne getirir.Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğukonusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerinuygulanabilmesidir.Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet,küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğruolanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmişolurduk.Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zamanyitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabaraanlatırız.Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.ÇOCUGUNU ÖYLE KARSILA KI;eve geldigi zaman, en güzel yere geldigini hissetsin....ESINI ÖYLE KARSILA KI;yanina geldigi zaman, en dogru insana kavustugunu hissetsin....ANNENI ÖYLE KARSILA KI;dogumundaki agrilari lezzetle takas etsin...BABANI ÖYLE KARSILA KI;ömür boyu bir baska evlada imrenmesin...FAKIRI ÖYLE KARSILA KI;ona serdiginden büyük, bir dua sofrasi sersin....ZENGINI ÖYLE KARSILA KI;Senin gönlünü gördügünde, kendi gönlünün fakirliginden kahretsin.....